13 Ağustos 2013 Salı

Another Earth


Uzun zamandır izlediğim filmleri yazmayı bırakmıştım. Kısa bir süredir de yeniden yazmak isteğim vardı. Bu kısa sürede birkaç iyi film de izledim, ama elim bir türlü klavyeye varmadı. Bu gece seyrettiğim bol ödüllü bağımsız “Another Earth” ile umarım yazmaya yeniden başlayacağım. Filmin daha önce burada bahsettiğim Lars Von Trier’in Melancholia’sı ile ciddi benzerlikler taşıdığını da belirteyim.

Another Earth, pişmanlıkla, geçmişle hesaplaşmakla, kendini bulmakla ve arınmakla ilgili bir film. Bu çok yakından tanıdığımız konuyu farklı bir biçimde ele alıyor. Psikolojik bir dramı bilim kurgu öğelerinin getirdiği metaforlarla zenginleştirerek sunuyor.

Filmin ana karakteri Rhoda yol açtığı trafik kazasında başarılı akademisyen John Burroghs’un ailesini kaybetmesine neden oluyor. Another Earth; Rhoda’nın hapiste geçirdiği 4 yıldan sonra, vicdanıyla hesaplaşmasını, kendini affetme sürecini anlatıyor. Kazanın gerçekleştiği gününse apayrı bir önemi var. O gün, tam da kazadan dakikalar önce, bilim adamları gökyüzünde dünya ile tıpatıp aynı bir gezegenin varlığını keşfediyorlar. Öyle ki bu gezegende dünyadaki insanların birer kopyaları da yer alıyorlar. Aynı günde doğuyor, aynı işi yapıyor, aynı şeyleri yaşıyorlar. Böylece film boyunca başka bir dünyada yepyeni bir hayata başlama fikri işleniyor.


Rhoda; hapisten çıktıktan sonra John ile irtibata geçiyor. Gerçeği ondan saklayarak onunla bir
arkadaşlık kuruyor. Böylece John’un ailesini kaybettikten sonra mahvolan hayatına biraz olsun neşe katabileceğini düşünüyor. Fakat bu çabasının altında yatan esas neden tabii ki kendisinin affedilme ve bu sayede vicdanını rahatlatabilme ihtiyacı... İkilinin arasındaki ilişki, gerçekten de karşılıklı olarak hayatlarının yoluna girmesini sağlıyor.

Tüm bunlar olurken bizler radyolarda ve televizyonda yeni gezegen üzerine yapılan bilimsel ve felsefi yorumları dinliyoruz. Rhoda’nın içinde bulunduğu hesaplaşma ve gerçekten kaçma ruh haliyle birleştiğinde, bu görüşler bambaşka anlamlarla buluşuyor. Filmin ana gerilim noktalarını da Rhoda’nın John’a gerçeği söyleyip söylemeyeceği ve katıldığı bir yarışma ile ikinci dünyaya giden ilk insan olup olamayacağı ekseninde şekilleniyor.

Another Earth; hayatın içinden, alabildiğine gerçek bir öyküyü kurgusal bir yapıyla buluşturarak sunuyor. Senaristler gerçeği ya da kurguyu seçme kısmını izleyicinin tercihine bırakıyorlar. Gerçi bunu yaparken dikkatli izleyiciler için birçok ipucu vermeyi de ihmal etmiyorlar. Filmi istediğiniz yoldan okuyun, sonunda mutlu oluyorsunuz. Depresif bir ruh hali içerisinde akan filmin sonunda koltuktan derin bunalımlarla ayrılmıyorsunuz. Fakat kafanızda finalle ilgili bazı soru işaretleri kalıyor.

Another Earth’ün yönetmenlik koltuğunda Mike Cahill oturuyor. Cahill; Rhoda’nın ruh halini seyirciye yansıtmakta çok başarılı. Bunu yaparken yer yer aktüel kamera kullanarak belgesel gerçeklik havasını yaşatıyor. Fakat estetikten asla ödün vermiyor. Belli ki her plan üzerinde özenle çalışılmış. Yer yer kullanılan hızlı zoom in ve out’lar karakterlerin duygusal tepkilerini belirginleştirip, izleyiciye yaşatıyor.


Rhoda’yı canlandıran Brit Marling aynı zamanda Mike Cahill ile birlikte filmin senaryosuna imza atmış. Karakteri iyi özümseyip izleyiciye aktarabilmesinde bunun da etkisi olduğu kesin. Oldukça zarif, abartısız ve inandırıcı bir performans sergiliyor. Marling’e eşlik eden William Mapother de partnerine başarıyla eşlik etmiş. Filmin müziklerinin de çok leziz olduğunu belirteyim.

Another Earth’ün gücü, insanı ve hayatı incelikle gözlemleyip özenle aktarmasından kaynaklanıyor. Küçük ayrıntılarda gerçekliği yakalıyor. Depresif bir modda, düşük bir ritmde devam etmesine rağmen kendisini sıkmadan izlettirmeyi başarıyor. Senaryodaki küçük aksaklıklara ve filmin genel havasına yakışmayan kimi klişelere rağmen iyi bir bağımsız film örneği.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder